
Ne yapmak gerek?
Bir kadın daha sessizliğe gömülürken, biz hâlâ olup biteni yalnızca bir “olay” gibi izliyoruz.
Sanki bu ülkenin yazgısıymış gibi, sanki hiçbirimizin payı yokmuş gibi.
Oysa mesele artık bireysel değil; bu sessizlik, hepimizin ortak dili haline gelmiş olmalı.
Biz, duymamayı öğrenmiş bir toplumuz.
Bir kadının sesi kısıldığında, arka sokaklarda yankılanmamalı —
çünkü herkes kendi evinin duvarına çekilmemeli.
Televizyon açılmamalı, haber geçip sofra kurulup hiçbir şey olmamış gibi davranılmamalı.
Ama yine de öyle oluyor.
Toplum, en çok kadını sustururken kendini güçlü sanmamalı.
Kadın konuştuğunda “fazla”, sustuğunda “makbul” sayılmamalı.
Bir adım öne çıkınca “tehlikeli”, geri durunca “terbiyeli” denmemeli.
Bu ülkede kadın olmak, sürekli bir denge oyunu olmamalı —
ama ip hep en zayıf yerinden kopuyor.
Biz “ayıp” kelimesine sığınan bir kültürden geliyoruz.
Ayıp konuşmak, ayıp sormak, ayıp hatırlamak…
O yüzden her trajedi biraz unutularak, her sessizlik biraz içimize sinerek büyüyor.
Ve bu döngü, öyle ustaca bir alışkanlığa dönüşmüş ki,
artık kimse “neden hep kadınlar?” diye bile sormuyor.
Belki de bu ülke kadınlarını sadece öldürmüyor —
onların görünmezleşmesine, yavaş yavaş silinmesine izin vermemeli.
Çünkü toplumun huzuru, bir kadının sessizliği üzerine inşa edilmemeli.
O sessizlik büyüdükçe, vicdan da küçülmemeli.
Ne yapmak gerek?
Belki önce konuşmaktan korkmamayı öğrenmeli.
Birinin hikâyesini sahiplenmeden, kendi payımızla yüzleşmeli.
Çünkü kadınların sessizliğiyle ölçülen bir ülke,
aslında kendi yankısını çoktan kaybetmiştir.


Çok teşekkür ederiz Boyle anlamlı ve önemli bir konuşma yaptığınız için inşallah birgün herkes bu bilince varır